Okulda oynayabileceğiniz, önemli gün ve bayramlarda sergileyebileceğiniz yada arkadaşlarınız ile kendi aranızda oynayabileceğiniz kısa tiyatro oyunlarından en güzel seçmeleri sizlere sunuyoruz. Birbirinden güzel ve eğlenceli skeçleri oynayarak hem eğlenebilir hemde tiyatronun güzelliğini farkedebilirsiniz.

Sponsorlu Bağlantılar

Aşağıdaki kısa tiyatro oyunları arasında, komik tiyatro oyunu, öğretici ve eğitici tiyatro oyunu, düşündürücü ve ders verici tiyatro oyunu gibi örnekler yer almaktadır.

Kabadayı Okulu

Oyuncular

  1. Kabadayılar Kralı Uğur
  2. Çakal Semih
  3. Tilki Volkan
  4. Karabela Halil
  5. Baba Oğuz
  6. Domdom Bayram

Oyun

Kabadayı okulu öğrencileri sınıfta beklemektedir. (Jenerik müziği çalmaktadır.) Kabadayıların bazıları volta atmakta bazıları ise tespih çekmektedir. Bu sırada kabadayılar kralı Uğur sınıfa girer.

K. Uğur: Selamun Aleyküm kardaşlar!
Sınıf: Aleyküm Selam ağabeyimiz!
K. Uğur: Eyvallah, oturun.
(Sınıf oturur. Kabadayılar kralı Uğur yoklama alır. Adı okunan “eyvallah” der.)
K. Uğur: Bugün kabadayı duruşlarını öğreneceğiz.
Sınıf: Eyvallah!
K. Uğur: Evet, Çakal Semih kardeşimiz, ayağa kalk!
Ç.Semih: Eyvallah!
K. Uğur: Bize göster bakalım, kabadayı nasıl bakar?
(Semih seyirciye doğru Küçük Emrah gibi bakar.)
K. Uğur: Olmadı olmadı! Öyle mi bakılır! Bana bakın şimdi.
(K. Uğur sert bir şekilde seyirciye bakar.)
K. Uğur: Anladınız mı?
Sınıf: Eyvallah!
K. Uğur: Tilki Volkan kardeşimiz, ayağa kalk!
T. Volkan: Eyvallah!(ince seslidir)
K. Uğur: Bize göster bakalım, nasıl nara atılır?
T. Volkan: Hieeeeeeyyyyyytttttt!!!
K. Uğur: Olmadı olmadı! Bu sesle kimse korkmaz.Bana bakın şimdi.(Nara atar.)
K. Uğur: Anladınız mı?
Sınıf. Eyvallah!
K. Uğur: Baba Oğuz kardeşimiz, ayağa kalk!
B. Oğuz: Eyvallah!
K. Uğur: Bize göster bakalım nasıl tespih çekilir?
B. Oğuz: (Tespihi cebinden çıkarır) Bismillah, bismillah, bismillah…
K. Uğur: Allah kabul etsin! Yahu beni delirtmeyin! Kabadayı öyle mi tespih çeker?
Bak şimdi: (Nasıl tespih çekileceğini gösterir.)
K. Uğur: Anladınız mı?
Sınıf: Eyvallah!
K. Uğur: Domdom Bayram karedeşimiz, ayağa kalk!
D. Bayram: Eyvallah!
K. Uğur: Bize göster bakalım, nasıl bıçak çekilir?
D. Bayram: Hiiieeeeeyyyyt! (Cebinden tırnak makası çıkarır.)
K. Uğur: Olmuyor olmuyor! Ulan o ne? Sen nasıl kabadayısın?
K. Uğur: (Cebinden bıçağı çıkarır, tam bağırırken dışarıdan bir kadın sesi gelir.)
Kadın: Uğuuurrr!
K. Uğur: Eyvah hanım çağırıyor! Buyur gülüm! (Heyecanlı bir şekilde sahneyi terk eder.)
Kabadayılar ayağa kalkar, hep beraber:
EYVALLAH…
-SON-

Aman Doktor

Oyuncular

  1. Doktor
  2. 1.hasta
  3. 2. hasta
  4. Hemşire
  5. İki görevli

Bir masa… Masanın üzerinde çeşitli ilaçlar, dinleme aleti…

DOKTOR — (Odasında ilaçları karıştırmaktadır. İlaç şişelere aktarır.) Harika, harika, yeni buluşum harika!… Ağrısız, sızısız tedavi edecek bu ilaç.
Kapı çalar.
DOKTOR — Geel…
İçeri yaşlı bir kadın girer.
DOKTOR — Buyur nine, geç otur şöyle.
HASTA — Sağ ol evladım.
Hasta doktora dik dik bakar.
HASTA — Yanlış gelmedim deel mi evladım.
DOKTOR — Siz kimi aramıştınız?
HASTA — Ah evladım. Üzerimde bir halsizlik bir halsizlik yürüyemiyorum, gözlerim iyi görmüyor, kulaklarım iyi işitmiyor. Beni doktora götürün dedim. Buraya getirdiler.
DOKTOR — Hah. Tam üzerine bastınız nineciğim.
HASTA — Bir şey mi kırdım yoksa.
DOKTOR — Hayır canım. Aradığınızı buldunuz. Ben, Anadolu ve Balkanların bir numaralı sinir mütehassısı Zihni Sinir.
HASTA — Memnun oldum evladım. Doktor Bey, verin ilaçlarımı da gideyim.
DOKTOR — Önce sizi muayene etmem lazım. Neyiniz var nine?
HASTA — Benim mi evladım. İki katım iki yatım. 150 dönüm tarlam…
DOKTOR — Nineciğim şikayetiniz nedir?
HASTA — Ah evladım. Bizim oğlanlar var ya hayırsız evlatlar…
DOKTOR — Onu demedim nineciğim. Rahatsızlığınız nedir? Hastalığınız, hastalığınız.
HASTA — Ha, öyle desene evladım. Sen doktor değil misin? Söylesene hastalığımı. Ben cahil bir kadınım evladım.
DOKTOR — Tabi canım tabi tabi. Öksürüğünüz var mı mesela.
HASTA — Hem de nasıl.
DOKTOR — Öksürün bakayım.
HASTA — Öhö öhö öh öh öhö öhö öh öh öhö…
DOKTOR — Çok düzenli öksürüyorsunuz.
HASTA — Eee evladım. Bütün gece talim yaptım.
DOKTOR — Talime devam edin. Kesinlikle düzene girecektir. Başka nene.
HASTA — Evladım başım da dönüyor.
DOKTOR — Hangi tarafa nene. Sağa mı sola mı?
HASTA — Ne bileyim ben evladım. Sağımı solumu bilmem ki ben.
DOKTOR — Bak nene. Başın döndüğünde başını sağa sola böyle sallayacaksın. Yap bakayım. (Hasta başını sallar.) Hah işte böyle. Böyle yaparsan geçer. Tamam mı?
HASTA — Olur yaparım.
DOKTOR — Gözlerin de iyi görmüyor, değil mi?
HASTA — Maşallah oğlum iyi bildin cin gibi doktorsun sen.
DOKTOR — Nene, sizin hastalığınız…. Imm şey, İmpedigo Lumpus. Ameliyat olmanız gerek.
HASTA — İyi olacak mıyım?
DOKTOR — Yüzde yüz.
HASTA — Nasıl emin olabiliyorsunuz.
DOKTOR — Bu hastalığa yakalanan yüz kişiden biri kurtuluyor.
HASTA — Yaa..
DOKTOR — Sen yüzüncü hastasın neneciğim.
HASTA — Haa. Anladım anladım.
DOKTOR — Alın bakalım şu ilaçları iyi gelir.,
(Hastaya ilaçları verir. Masanın üzerindeki bardağı uzatır. Hasta ilaçları yutar.)
HASTA — Sağ olun evladım. Hoşça kalın. (Giderken yıkılır.)
DOKTOR — (Hemşireyi çağırır.) Hemşiranım, hemşiranım. Şu hastayı kaldırın lütfen.
(Hemşire girer.)
HEMŞİRE — Yine mi doktor bey. Bu kaçıncı oldu? Ne yapacağız bunu?
DOKTOR — Onu da mı bana soruyorsun? Ne biçim hemşiresin sen?
HEMŞİRE — Özür dilerim efendim.
DOKTOR — Diğerlerinin yanına götür. Haydi çabuk. Ben meşgul bir adamım. Beni uğraştırma yahu.
(Doktor masasına oturur. Kapı çalar.)
DOKTOR — Geel…
(Bir hasta gelmiştir. Hasta içeri girer.)
DOKTOR — (Başını kaldırmadan) İsminiz.
2.HASTA — Şehriye Pilav
DOKTOR — Evet teyze, şikayetin?
2. HASTA — Doktor, ne siz sorun, ne ben söyleyeyim.
DOKTOR — Madem şikayetinizi söylemeyecektiniz niye geldiniz.
2. HASTA — Birkaç gündür şuralarım sızlıyor, ağrısından duramıyorum.
DOKTOR — Teyze, seni şöyle bir kontrol edelim bakalım.
(Doktor, hastanın sırtını dinler.)
DOKTOR — Öksür teyze.
2. HASTA — Öhö öhö…
(Doktor masasına geri gelir.)
2. HASTA — Neyim var doktor bey?
DOKTOR — Teyzeciğim sizin hastalığınız çok ciddi. Şimdi sana birkaç soru soracağım; ama doğru cevap vereceksin.
2. HASTA — Tamam.
DOKTOR — Gece yatarken göz kapaklarınız kapanıyor mu?
2. HASTA — He kapanıyor.
DOKTOR — Teyze, senin kalbin de sol tarafta. Bir şey yerken dişlerini çiğniyorsun değil mi?
2. HASTA — Evet.
DOKTOR — Pekala teyze, sende bazı anormallikler görüyorum. Hımm şey… buna tıp dilinde Sarapido Lipus denir. Teyze, sana birkaç ilaç yazıyorum. (İlaç şişelerinden birkaç hap çıkarır.) Al bakalım teyze iç şunları.
(Hasta ilaçları içer.)
2. HASTA — Evladım, iyi olabilecek miyim?
DOKTOR — İyi olmak ne demek turp gibi olacaksın.
2. HASTA — Sağ ol evladım. Allah razı olsun. İyi günler. Hoşçaka…..(Hasta yıkılır.)
DOKTOR — Bu hasta da şifayı buldu. Bundan sonra hastane, ilaç, doktor derdi olmayacak. Müthiş bir doktorum ben be!…
(Hemşireyi çağırır.)
DOKTOR — Hemşiranım, hemşiranım!
(Dışarıdan hemşirenin sesi)
HEMŞİRE — Bu hastayı da aynı yere değil mi? (Hemşire gelir.)
DOKTOR — Hah şöyle! Bak öğreniyorsun ne yapacağını.
HEMŞİRE — Sayenizde efendim. (Hemşire yerde yatan hastayı götürür.)
(Kapı çalar.)
DOKTOR — Geel…
(İçeriye iki görevli girer. Görevlilerin ellerinde ip vardır.)
DOKTOR — Sizin şikayetiniz?
GÖREVLİLER – Sen!
DOKTOR — Ben mi hah! Ben sapasağlam adamım. Siz kafayı üşüttünüz galiba.
GÖREVLİLER — Asıl kafayı üşüten sensin. (Görevliler doktorun üzerine yürür. Doktor, saklanacak yer arar.)
1.GÖREVLİ — Bu deli doktoru biz yakalamaktan usandık, o kaçmaktan usanmadı.
2.GÖREVLİ — Seni gidi deli doktor seni. Kaçabileceğini sandın ha!
DOKTOR — Deli değil dahi doktorum ben dahi doktor.
GÖREVLİLER — Haydi yakalayalım.
(Görevliler yakalamaya çalışırken doktor bağırır.) Gelmeyin üstüme gelmeyin. İmdaaat!
(Yakalarlar, iple bağlarlar.)
DOKTOR — Yakalayın bakalım gene kaçarım. İnsanlık benden hizmet bekliyor. Beni insanlığa hizmetten alıkoyamazsınız.

Yazan: İsmail Çetin

Turistler

Oyuncular

  1. İsmail
  2. Veli
  3. Kadın Turist
  4. Erkek Turist

Köy kahvesi. Birkaç masa, oturan birkaç insan. Abartılmış kıyafetlerle iki turist sahneye gelir. Bu sırada köylüler onları görür.

Oyun

İSMAİL : Aha!!! Keklik mevsimi açıldı.
VELİ (Ellerini ovuşturarak) : Yoluncek gazlarımız da gedi. (Abartılı bir misafirperverlik gösterirler.)
İSMAİL : Hoş gelmişsiniz mösyööö, madaaamm.
VELİ : Ööle demicen, gibar olcen, well come mösye, well come mıdım.

(Oturtacakları yeri bir türlü beğenemezler.) Arkaların yastık koyarlar. Bacaklarına masaj yaparak açtırırlar. Ayaklarının altına yastık koyarlar. Şapkasını çıkartıp başını havalandırırlar, gözlükleriyle oynarlar. Abartılı bütün davranışları sergilerler.)

İSMAİL : Burya oturun. Mezalıg manzaramızı görün.
VELİ : Yog yog burya, ahırları yeni onadık. Bizim sarı gızı gösünne.

( Oturtunca arkaların yastık koyarlar. Bacaklarına masaj yaparak açtırırlar. Ayaklarının altına yastık koyarlar. Şapkasını çıkartıp başını havalandırırlar, gözlükleriyle oynarlar. Abartılı bütün davranışları sergilerler.)

İSMAİL : Ne alısın gurban?
VELİ : Ona öle dimezle. Sen isdesen kola, çay; içmeg vaa ne? (Turistler birbirine bakar.)
TURİST : No içmek. Biz var yemek yemek. Salyangoz, salyangoz.
VELİ : Anaa! Bunna sümüglü böceg yimeg isteyola nassı yicekle bunna bunu? Ben hencik şunla aşam demizlediğim bağısakladan kukuriş yapıp geliverem. Şööle garabübeli bübeli, gimyonlu gimyomlu yesinlee.

(sahneden çıkıp kokoreç almaya gider. İsmail ise garip hareketler yaparak turistleri inceler. Veli kokoreç ve gazozları getirir.)

VELİ : Hah işte, kukurişle gedi. Şimcik yanına bi de gazoz padladıvedim mi, ohhh beg gözel olu.
TURİST (Elleriyle işaret ederek) : Very good, very good
VELİ : İçin, için. Daha yeni dolduruvedim. Aha şu çeşmeden.

(Turistler ağızlarını silerek kalkmak isterler.)

VELİ : Durun bakeemm!
(Cebinden hesap makinesinin çıkarır ve sertçe tuşlarına basarak)
Eveeet! Gelelim sizin hesaba!

(İsmail bu arada ellerini oğuşturur ve başına sallar.)

VELİ : Canım Türkiye’min dış bocu 25 milya dola + gözel yurdumun iç bocu + Cannaggale’de öldüdüğünüz ceddimin güccüklerinin güccüklerinin yeecek ve giicek masrafı + bizden arakladığınız araklocik eserlerin manisi + dengizlerimize dögdüğünüz çöplerin temizlenmesi için geregli para+ eğtime gadgı payı + kedeve yüzde 18 + gızları ogudalım gampanyasına paa + ÖTV vesaire vesaire…( Artı kısımlarını İsmail üstüne basa basa söyler) Gelelim hesabınızın sonucunaaa… Yidiğiniz kukuriş ve işdiğiniz gazozların parası yaklaşık (düşünerek) 60 milya dola.
İSMAİL (kafasıyla onaylayarak): He he.
TURİSTLER (dehşet içinde) : 60 milyır dalır!!!!

(Turistler sahneye para atıp kaçarlar. Herkes sahneden çıktıktan sonra veli sahneye gelir ve asıl mesajı verir.)

VELİ : İşte, turistlere böyle davranan insanlar yüzünden turizm daha fazla gelişemiyor. Turistlere böyle davranmamalıyız.

Aspendos amfitiyatrosu

Evlilik Yıldönümü

Oyuncular

  1. Anne
  2. Baba
  3. Umut

Oyun

(Oturma odası, baba gazete okumakta, anne temizlik yapmakta, Umut ise ders çalışmaktadır.)

Umut: Anneciğim, bugün günlerden ne?
Anne: Çarşamba, ne olmuş?
Umut: Yok bir şey… Babacığım, bugün ayın kaçı?
Baba: Kızım, tamam alacağım o elbiseyi.
Umut: Elbiseyi sormadım baba.
Baba: Kızım, neden üsteliyorsun? Söz verdik işte, bırak da gazetemizi okuyalım.
Anne: Hilmi, faturayı yatırdın mı?
Baba: Ne faturası?
Anne: Ne faturası olacak, elektrik faturası! Yine unuttun değil mi?
Baba: Yahu hanım, sanki boş vaktim varmış gibi… Tövbe tövbe!
Anne: Sorumsuzsun Hilmi sorumsuzsun!
Baba: Hanım, canımı sıkma akşam akşam, zaten tepem attı iş yerinde.
Anne: Canı sıkkınmış, ben elektrik faturası diyorum, sen can sıkıntısından bahsediyorsun.
Baba: Yeter be kadın! Bir gram huzur bırakmadın!
Anne: Yaa! Huzurunuzu ben kaçırdım demek.
Baba: Zehra! Sabrım taşıyor bak!
Anne: Taşarsa taşsın be! Bıktım senin bu hallerinden! Eve geç gelirsin, ailene ilgisizsin, çocuğun elbise ister almazsın, sorumsuzluğun diz boyu!
Baba: Eee, yeter be! Asıl ben bıktım senden! Bir akşam eve geldiğimde güler yüz göstermezsin, seninle evlendiğim güne lanet olsun, bıktım senden bıktım!
Umut: Baba!??!
Baba: Sus kızım, seni hiç çekemem şimdi.
Anne: Demek bıktın, peki o halde ayrılalım biz. Niye devam ettiriyoruz ki bu evliliği?
Baba: Nerde o günler! Boğuyorsun artık beni, nefes alamaz oldum sayende!
Anne: Bak seen! Demek öyle, daha fazla boğmayayım ben sizi. Canıma minnet, beni istemeyen adamı ben hiç istemem. Seni tanıdığım güne lanet olsun, ben babamın evine gidiyorum.
Baba: Nereye gidersen git, cehenneme kadar yolun var. Biz, kızımla yaşarız huzur içinde.
Anne: Umut’u sana bırakacağımı kim söyledi, o da benimle gelecek.
Baba: Yapma yaa! Başka derdin var mıydı? Kızım hiçbir yere gidemez, izin vermiyorum.
Anne: Zaten izin isteyen yok senden, kızım benimle gelecek.
Baba: Seni vururum Zehra, beni bu yaştan sonra katil etme!
Anne: Hele bir dene, bak ne oluyor!
Baba: Zehra, kapa çeneni! Çok fena olacak!
Anne: Ne olacak be ne olacak? Sen kimi tehdit ediyorsun?
Baba: Zehra, sana sus dedim be Allah’ın cezası. Sus!
Anne: Sen kimi susturuyorsun be! Ne hakla… (Umut, araya girer.)
Umut: Yeteeer! Bıktım ikinizden de! Her gün kavga etmenizden bıktım, arkadaşlarımın mutlu aile öykülerini dinlemekten bıktım, yaşamaktan bıktım!.. Sizin bir yere gitmenize gerek yok; ben gidiyorum.
(Umut, oturduğu yerden hareketlenir, masanın altındaki pakete uzanır.)
Ha, unutmadan; bu paketi de sahibine verirseniz sevinirim. Onları görürseniz deyin ki:
“Bu paketi, Umut bıraktı; evlilik yıldönümünüzü kutluyor.”
(Umut sahneden ayrılır, anne-baba da peşinden gider.)
Anne: Umut???
Baba: Umut, kızım!!!
-SON-

Bir Garip Dava

Oyuncular

  1. Muhafız
  2. Padişah
  3. Sakallı
  4. Palabıyık
  5. Kese

Oyun

MUHAFIZ: Padişahım üç adam geldi. Bir davaları varmış. Huzurunuza çıkmak istiyorlar.
PADİŞAH: Gelsinler bakalım.
MUHAFIZ: Geçin bakalım şöyle. Padişahımız sizi bekliyor.
PADİŞAH: Hoş geldiniz ağalar. Anlatın bakalım derdinizi.
SAKALLI: Efendim biz üç arkadaştık. Üçümüz beraber bir iş yaptık. Ve iyice bir para kazandık. Birbirimize de hiç güvenmiyorduk.
PADİŞAH: Eee…
PALABIYIK: “Paramızı hepimizin güveneceği birine verelim” dedik ve bu arkadaşa teslim ettik.
PADİŞAH: Sonra ne oldu peki?
SAKALLI: Parayı bu arkadaşa emanet ederken « üçümüz birlikte gelmedikçe parayı hiçbirimize verme » diye sıkı sıkı tembih ettik.
PALABIYIK: Tembih etmemize rağmen emanete ihanet etti bu adam.
SAKALLI: Evet ihanet etti. Parayı tek başına gelen diğer arkadaşımıza verdiğini söylüyor.
PADİŞAH: Doğru mu söylüyor bunlar efendi?
KESE: Doğru efendim ama eksik anlattılar.
PADİŞAH: Nasıl yani? dersimiz.com
KESE: Evet, bunlar bana bir kese para bıraktılar. „Üçümüz birlikte gelmedikçe parayı hiçbirimize verme.“ dediler.
PADİŞAH: Ee niye verdin o zaman paraları diğer adama?
KESE: Ama padişahım, henüz elli adım bile gitmemişlerdi ki içerden biri geri geldi ve paraları istedi. Bu ikisine uzaktan bağırdım. “Bakın bu arkadaşa veriyorum.” dedim.
PADİŞAH: Bunlar ne yaptı peki?
KESE: Vallahi ikisi de kafa sallayıp “Tamam ver” dediler.
PADİŞAH: Siz söyleyin bakalım, bu beyefendi doğru mu söylüyor?
SAKALLI: Valla padişahım, keseyi emanet edip gidiyorduk ki şimdi burada olmayan arkadaşımız aniden durdu. “Akşam yiyeceğimiz yemeğin parasını alalım.” dedi. Biz de “yemek parası al gel, bekliyoruz dedik..” Meğer adam tüm parayı almış.
PADİŞAH: Demek arkadaşınız parayı alıp kaçmış ha?
PALABIYIK: Evet ama bu emanetçiye “Biz üçümüz birlikte gelmezsek, hiçbirimize parayı verme” demiştik. O da kabul etmişti. Vermeseydi. Versin bizim paramızı…
PADİŞAH: Ne diyorsun efendi? Adamlar paralarını istiyorlar.
KESE: Doğru, paralarını vermem gerekiyor ama anlaşmaya bağlı kalıyorum ben. Bu yüzden şu an paralarını vermem.
PADİŞAH: Ne demek o?
KESE: Şu demek padişahım. Anlaşmaya göre, bunlara parayı vermem için üçünün birlikte gelmesi gerekiyordu. Getirsinler diğer arkadaşlarını da vereyim paralarını!
PADİŞAH: Doğru. Hadi bakayım, getirin üçüncü arkadaşınızı, alın paranızı! Bir daha da güvenmediğiniz insanlarla iş yapmayın.

Gerçek Zenginlik Sağlıktır

Oyuncular

  1. Öğretmen
  2. Ali
  3. Veli
  4. Can

Oyun

ÖĞRETMEN: Çocuklaar! Piknik sona erdi. Hava kararmak üzere… Toparlanın okula yetişmeniz lazım.
ALİ: Biz hazırız öğretmenim.
ÖĞRETMEN: Haydi bakalım, geldiğimiz yoldan geriye dönüyoruz…
VELİ: Öğretmenim şuraya bakın! Ne kadar güzel bir köşk burası…
ÖĞRETMEN: Aaa! Gerçekteeen! Harika bir ev bu! Kimin acaba çocuklar?
CAN :Bilmem…. Ama keşke bu evin sahibinin oğlu olsaydım…
ÖĞRETMEN :Niye?
CAN :Niye mi? Baksanıza, boğaz manzaralı, yem yeşil bahçesi olan olağanüstü bir ev bu.
Kimbilir içinde neler neler vardır.
ÖĞRETMEN :Eğer sen bu evin sahibinin oğlu olsaydın neler yapardın?
CAN : Sizleri evime davet ederdim.
ALİ : Öğretmenim ne olur şu evin bahçesine bir girelim.
ÖĞRETMEN :Niye, ama geç kalıyoruz çocuklar.
VELİ :Ne olur öğretmenim! Hemen geri çıkarız.
ÖĞRETMEN : İzinsiz olmaz. Bir bakalım kim var içeride?
ALİ : Öğretmenim bakın orada bir kadın var.
ÖĞRETMEN :Evet gördüm. Heey! Bakar mısınız?
BAKICI :Buyrun, ne istemiştiniz?
ÖĞRETMEN :Şeey! Ben öğretmenim. Bunlarda Gümüş İlkokulu öğrencileri. Sınıfça buraya pikniğe gelmiştik. Dönerken bu köşkü gördük. Kime ait olduğunu merak ettik. Bu köşk kimin acaba?
BAKICI :Bu köşk ülkemizin en zengin insanına ait.
CAN : Öğretmenim orada bir çocuk var. Tekerlekli sandalyede oturuyor.
BAKICI :Bir dakika onu buraya getireyim.
ALİ : Aa! Çocuk hasta galiba.
BAKICI :Bu çocuk da bu köşkün sahibinin oğlu. Gördüğünüz gibi tekerlekli sandalyeye mahkum.
Bende onun bakıcısıyım.
ÖĞRETMEN :Yaa! Demek bu çocuk bu köşkün sahibinin oğlu ha.. Çocuklar! Az önce “Keşke bu
köşkün sahibinin oğlu olsaydım.” diyen kimdi?
CAN :Şey bendim öğretmenim…
ÖĞRETMEN :Şimdi ne düşünüyorsun? dersimiz.com
CAN :Şeey, ne diyeceğimi bilemiyorum…
ÖĞRETMEN :Bakın çocuklar zenginlik sandığınız gibi mal ve varlık yönünden herşeye sahip olmak
değildir. Gerçek zenginlik gönülle olur. Eğer gönlünüz huzur doluysa siz dünyanın en
zengin insanısınız demektir.
ALİ :Nasıl yani öğretmenim.
VELİ : Gönlün huzur dolu olması ne demek öğretmenim.
CAN : Gerçek zenginlik nedir öğretmenim?
ÖĞRETMEN : Çocuklar, sizler hepiniz aslında milyardersiniz. Örneğin sen çocuğum, sana 100 milyar
verseler gözlerini satarmısın?
ALİ .-Hayır, kesinlikle satmam. Gözlerim olmadıktan sonra parayı ne yapayım?
ÖĞRETMEN :Ya kalbini 100 milyara satar mısın?
ALİ :Olur mu öğretmenim? Kalbim olmazsa ben nasıl yaşarım?
ÖĞRETMEN :Peki sana 500 milyar verseler bir ayağını satar mıydm?
VELİ :Hayır…
ÖĞRETMEN :Peki 500 milyara bir kolunu satar mısın?
YELİ :Hayır…
ÖĞRETMEN : Gördüğünüz gibi hiç biriniz milyarlarca paraya rağmen bir organınızı bile satmıyorsunuz. Demek ki bu organlarınızın değeri çok çok fazla. Örneğin çok çok zengin olan bir insan ölmek üzereyken, birazcık daha yaşamak için, bütün servetini vermeye razı olur. Yani anlıyacağınız önemli olan sağlıktır. Sağlık ve huzur! Nice insanlar vardır ki, servet içinde yüzüyorlar, ama mutsuzlar!
CAN :Teşekkür ediyorum öğretmenim. Bana gerçek zenginliğin ne olduğunu gösterdiniz. Demek ki ben çok çok zengin bir insanmışım.

(Cengiz Tan – Yürek Hikayelerinden Uyarlanmıştır.)

Paylaş

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin