Sponsorlu Bağlantılar

Masal Yazmak İçin Bilmeniz Gerekenler

Masal yazmak için bazı kuralları bilmeniz gerekir. Eğer masalı yazmak için ihtiyacınız olan kuralları bilirseniz, masal yazmak daha da kolay bir hale gelecektir. Şimdi size örnek masal yazma adımlarını sıralayacağız.

  1. Masala başlarken “bir varmış bir yokmuş” yada “evvel zaman içinde..” diye tekerlemeler ile başlayın.
  2. Daha sonra masaldaki iyi ve kötü kahramanları belirleyin. Diğer yan kahramanları da belirlemeyi unutmayın.
  3. Masalınızda neyi anlatacağınızı belirleyin. Yani masalın konusunu belirleyin. Masaldaki sorunu yada problemi belirleyin. Örneğin bir dev hazine olan bir mağaranın kapısında beklesin.
  4. Bu problemi nasıl çözeceğinize karar verin. Yani hazineye ulaşmak için devi nasıl yeneceğinizi planlayın.
  5. En sonda ise iyi dileklerde bulunarak masalınıza son verin.

Masal Yazma Aşamaları

Bir masal 5 aşamadan oluşur. Sizde bir masal yazmak istiyorsanız bu 5 aşamayı uygulamanız gerekir. Bunlar;

1. Hazırlık Aşaması

  • Masal konusunu ve temayı belirleme
  • Masalda yer alan karakterlerin (kişileri ve hayvanları) özelliklerini belirleme

2. Planlama Aşaması

Sponsorlu Bağlantılar
  • Olaylar planlaması yapılır, serim, düğüm, çözüm, dilek bölümleri belirlenir.

3. Taslak Metni Oluşturma Aşaması

  • Plana uyarak masal metnini yazma
  • Olağanüstü kişileri ve unsurları kullanma
  • Dilek bölümünü yazma

4. Metni Düzeltme ve Geliştirme Aşaması

  • Metnin tutarlı olup olmadığını gözden geçirme
  • Anlatım bozukluklarını kontrol edip düzeltme
  • Yazım ve noktalama hatalarını kontrol edip düzeltme

5. Masalı Paylaşma Aşaması

  • Yazılan masalı çeşitli mecralarda paylaşma

Masal Planı ve Masal Bölümleri

Masal yazarken dikkat etmeniz gereken kuralları 5 adımda kısaca anlattık. Bu işin pratik kısmıydı. Ancak işin edebi kısmı olan masal bölümlerini de dikkate almanız gerekir.

Masallar beş bölümden oluşur. Bunlar; döşeme, serim, düğüm, çözüm ve dilek bölümleridir. Şimdi bu bölümleri tek tek kısaca aşıklayalım;

Döşeme: “Bir varmış bir yokmuş“ gibi kalıplaşmış sözler veya tekerlemeler kullanılarak dinleyicinin dikkati çekilir.

Serim: Yer belirtilerek masalda geçen kişiler tanıtılır. Örneğin “Bir zamanlar devler ülkesinde…” gibi.

Sponsorlu Bağlantılar

Düğüm: Olaylar gelişir, problem belirlenir ve iyilerle kötüler birbirinden iyice ayrılır.  Merak duygusu işlenerek olaylar detaylandırılır.

Çözüm: Problemin belli olduğu ve olayların geliştiği düğüm aşamsından sonra çözüm bölümünde sorunlar çözülür. Yani iyiler kazanır ve kötüler cezalandırılır.

Dilek: Masalın sonunda iyi dilekler söylenir. Örneğin “Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine” gibi kalıplaşmış sözler kullanılır.

Masal Yazma Konusunda Öğrendiklerimiz

* Masal yazmayı öğendik,
* Masal yazarken dikkat edilecek hususları öğrendik,
*Masal hangi bölümlerden oluşur öğrendik.

Masal Yazma İle İlgili Çalışma Soruları

Aşağıda yer alan sorulara cevap verebiliyorsanız, konuyu anlamışsınız demektir.

Sponsorlu Bağlantılar

1. Masal nasıl yazılır?
2. Masal yazarken nelere dikkat edilir?
3. Masal bölümleri nelerdir?
4. Masallarda geçen kalıp sözlere ve tekerlemelere örnekler verin?
5. Örnek bir masal yazınız?

Sponsorlu Bağlantılar

2 YORUMLAR

  1. GÖKBİLİMİNE MERAKLI PADİŞAH
    Bundan yıllarca önce gökbilimine meraklı bir padişah yaşarmış. Vaktinin çoğunu sarayın yanına inşa ettirdiği gözlemevinde geçirirmiş. O zamana kadar gökyüzü, yıldızlar, uzay, astronomi hakkında yazılmış ne kadar kitap, çizilmiş ne kadar harita varsa bunları mutlaka kitaplığında bulundurmak istermiş. Başka ülkelerin müneccimlerini, astronomlarını sarayında toplar, aralarında yaptıkları tartışmalara kendisi de katılırmış. Dünyanın varoluşundan yaşadıkları zamana kadar geçirdiği evreler, insanın dünyadaki macerası, gezegenlerde hayat olup olmadığı gibi pek çok soruya cevap ararlarmış.

    Günlerden bir gün, Acemistan sarayındaki Ebu Salip Efendinin bir çeşit teleskop icat ettiği ve bununla birçok yeni yıldız keşfettiği haberi duyulur. Padişah vezirini huzura çağırır: Bu yeni keşfedilen yıldızların biçimleri, durumları neymiş bilmek isteriz. Tez Acem sarayına elçi gitsin. Ebu Salip Efendi buyursun gelsin, misafirimiz olsun, diye emretmiş.

    Aradan günler, haftalar geçmiş. Padişahın elçi aracılığıyla gönderdiği mektuptaki şartları olumlu bulan Ebu Salip Efendi, Acem Şahından izin almış, yola çıkmış. Gökbilimine meraklı padişah konuğunu sarayın kapısında karşılamış. Sarayda Ebu Salip Efendinin keşfettiği yıldızlar hakkında anlattıkları padişahı çok meraklandırmış. Yıldızların en büyüğüne kendi adının verildiğini duyan padişah, heyecandan yerinde duramaz olmuş. Bir an önce teleskopun bir eşini de burada yapmasını istemiş. Ertesi gün sarayın yanındaki gözlemevine gitmişler. Ebu Salip Efendi malzemeleri yetersiz, gözlemevini de küçük bulmuş. Daha büyük bir gözlemevi yaptırmak istemiş. Padişahtan gerekli izni alan Ebu Salip Efendi saraydan oldukça uzakta bulunan bir dağın yamacında yeni gözlemevinin inşaatını başlatmış. Kendisi de yakındaki bir köye yerleşmiş.

    Gözlemevinin yapımı aylarca sürmüş. Harcanan para tahminlerin çok üstüne çıkmış. Devlet hazinesinde para kalmamış. Padişah halkından dört beş sene sonrasının vergilerini istemeye başlamış. Halk büyük sıkıntılar içinde kalmış. Ellerindeki avuçlarındaki son kuruşlarını gözlemevinin yapımı için veren halk çaresizlik içine düşmüş. Vergi tahsildarları ile aralarında çatışmalar çıkmış. Padişah gaflet uykusundan uyanamamış. Yapılan uyarıları umursamaz görünmüş. Yeni keşfedilen yıldızların ve adının verildiği büyük yıldızın saçmakta olduğu ışık gözlerini kamaştırmış. Sarayında yapılan ara sıra Ebu Salip Efendinin de katıldığı konusu uzay, yıldızlar, astronomi olan toplantıları daha bir can kulağı ile dinler olmuş.

    Yaz günlerinden birinde, padişah iki adamı ile birlikte kıyafet değiştirerek bir köye gitmiş. Köyün sahibi; otuz yaşlarında, dürüst, iyi kalpli, mert bir adammış. Padişah ve iki adamını evine davet etmiş. Yemekler yenmiş, ayranlar içilmiş, koyu sohbet başlamış. Söz, sağdan soldan derken, dönmüş, dolaşmış, yıldızlara, uzaya gelmiş dayanmış. Tüccar kılığındaki padişah ilk insanın yeryüzünde görünmesinden tutmuş, dünyanın gizli kalmış bütün sırlarını anlatmış. Uzayın sonsuz bir boşluk olduğunu, bu sonsuz boşlukta sayılamayacak kadar gezegen ve yıldızın bulunduğunu söylemiş. Yüce padişahın yaptırmakta olduğu gözlemevi ve son derece geliştirilmiş teleskop sayesinde adı sanı bilinmeyen pek çok gezegen ve yıldızın keşfedileceğinden bahsetmiş. Padişahlarına insanlığın şükran borçlu olduğunu belirtmiş.

    Tüccar kılığındaki padişahın anlattıklarını sessizce dinlemekte olan köyün sahibi: İnsanlık padişahımıza neden şükran borçlu olsun? Gözlemevinin yapımı için, teleskop yapımı için harcanan paralar nereden bulunuyor diye düşünmek gerekir. Zaten zar zor geçinen halktan alınan vergileri olabildiğince arttırmak, üstelik dört beş sene sonrasının vergilerini zorla almaya çalışmak hangi kanunda vardır? Bunun adı zorbalık değil de nedir? Fakir fukaranın karnı mı doyacak sanki yıldız keşfetmekle? Ebu Salip o toplanan paraların birini taşa, on birini kuşa çevirirmiş, demiş.

    Bu sözler yenilir yutulur gibi değilmiş. Tüccar kılığındaki padişah, oturduğu yerden hırsla ayağa fırlamış. Yanındaki iki adamı da yerlerinden kalkmışlar, elleri kılıçlarında, kılıçları kınlarından yarı yarıya sıyrılmış vaziyette, tetikte beklemişler. Şu haddini bilmez bu pervasızlığının hesabını canıyla ödemeliymiş. Köyün sahibinin söyledikleri tüccar kılığındaki padişahın beyninde balyoz gibi patlamış. Gözlerinin beyazı kaybolmuş:
    – Yüce padişah hakkında nasıl böyle konuşursun? Devlete vergi vermek vatandaşlık görevidir. Herkes bana ne derse uzayın sırlarını kim çözecek? demiş.

    Köyün sahibi yer minderinde oturur vaziyette: Devlete vergi vermek, fakat kazancına göre. Bir devrin insanına bu kadar yüklenilmez. Eldeki avuçtaki son kuruşu almak günahtır. Tamam, uzayın sırlarının çözülmesi için uğraş verenler insanlığa büyük bir hizmet etmiş olurlar. Fakat bu çözüm birkaç yılda gerçekleşmez. Bilim ve fen ilerledikçe hepsi birer birer çözülecektir. Bunun için belki de yüzyıllar geçmesi gerektir. Zamana ihtiyaç vardır, demiş.
    Köyün sahibinin sözleri mantığa son derece uygunmuş. Padişah durgunlaşmış: Toplanan paraların birisi gözlemevi için harcanıyorsa, on biri kuşa nasıl çevriliyor?
    – Her ayın son günü çuvallar dolusu kuş arabalar içinde Acem Şahına gönderilirmiş.

    Padişah başka söz söylememiş. Bir baş işaretiyle karşısındakini selamlayıp dışarıya çıkmış. İki adamıyla birlikte atlarına binmişler. Başkente doğru hızla uzaklaşmışlar. Köyün sahibinin iddia ettikleri doğru çıkar. Padişahın ustaca hazırlanmış planı sayesinde, ayın son günü, Acem Şahına gönderilmek istenen arabalar içinde çuvallar dolusu altın para ele geçirilmiş. Suçlular yakalanmış. Ebu Salip Efendinin büyük bir palavracı olduğu, teleskop yapımından anlamadığı, yıldız mıldız keşfetmediği ortaya çıkmış. Toplantılarda anlattıklarının hepsini ezberlemiş olduğu açıklanmış. Ebu Salip memleketindeki bütün malını mülkünü sattırarak ele geçen parayı padişaha vermiş. Böylelikle canı bağışlanmış. Fakat ömrünün sonuna kadar gözetim altında kalacakmış. Oldukça yüklü bir miktar olan bu paralar ile ayın son günü ele geçirilen altın paralar eski sahiplerine, yani halka geri verilmiş. Acılar hafifletilmiş..

    Su gibi akıp gidenin adı zamanmış. Zaman içinde padişah ile iki adamı kıyafet değiştirerek sık sık köy ağasının evinde misafir kalmaya başlamışlar. Bu görüşmeler süresince ne tüccar kılığındaki padişah köy ağasına kendisinin padişah olduğunu söylemiş, ne de köy ağası tüccarın padişah olduğunu ilk günden beri bildiğini ona hissettirmiş. Yıllarca hemen her konuda bilgi alışverişinde bulunmuşlar. Köy ağasının daima halk için, halktan yana olan istek ve düşünceleri ön plana alınmış. Bu istek ve düşünceleri uygulamak genelde çok basitmiş. Gezegenleri ve yıldızları bir tarafa bırakan padişah sadece halkının mutluluğu için çalışmış.
    SON
    Yazan: Serdar Yıldırım

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin